Stesti (2005)
Dikkat!!! Mutluluğumsu üzerinden klavyeye vuran parmak darbelerim eşliğinde, kulağımda "Aklımın bir köşesindesin" dönerken yüzümde belli belirsiz bir gülümsemeyle yazılmış bir yazı olup, mutluluğumsunun resmini Abidin gibi çizmenin hoşnutluğuyla film ve hayat arasındaki ince çizgiye teğet geçmeye çalışan bir yazıdır. Filmin naifliğinin yanında solda sıfır kalır, tat kaçırır!
Ah rasko ah, yaptın yapacağını yine! Daha filmin ismine kattığın bağımsız havayla aşağı yukarı neyle karşılaşacağımı bilerek koyuldum filmi izlemeye. Ama çok yanılmışım. Bu beklediğimden de öte, muhteşem bir film! Her ne kadar Dasha'yla Monika'nın kardeş olup olmadıklarından bir türlü emin olamasam da, Tonik'in babasıyla, evinde yaşadığı kadının halası mı yoksa teyzesi mi olduğunu tam çözemesem de filmin geneline baktığımızda bu detayların çok da mühim olmadığını anlıyoruz. Zaten mühim olsa yönetmen bu noktaları net bir şekilde açıklardı. Burada aile bağlarından öte, insan ilişkileri sözkonusu. Hayata bakışları ile "varım" diyen insanların birbirleri ile olan ilişkileri.

Bir yanda büyükbabası ve teyzesinin paralelinde dünyaya bakan, çocukluğunda yaşadığı mutluluğun hiçbir şekilde para ile satın alınamayacağını düşünen ve bu yaşantısından vazgeçmeyip, yokluk içinde ama huzurlu bir hayat süren Tonik ile hayatta bir yerlere çalışmak ve neticesinde gelecek maddiyatla varılacağına inanan, o viranda yaşamanın beyhude olduğunu, tüm güzelliklerin çocuklukta yaşanıp bittiğini düşünen babası ile ilişkisi. Diğer yanda sadece hissettikleri için, kalbinin sesini dinlediği için Amerika'ya sevgilisinin peşinden gitmek isteyen, ama Dasha'nın çocuklarına bakacak durumu kalmadığını anlayınca annesine göre tüm "geleceğini", kendisine göreyse tüm "sevdasını" hiçe sayıp gitmeyen Monika ile kızını evden atabilecek kadar gözünü "başarı fetişizmi" boyamış annesi. Herkes evladının bir yerlere gelmesini, onunla gururlanacağı bir şeyler yapmasını ister. Ama bunun altında yatması gereken şey "evladının iyiliği" olmalıdır. Evladının iyi halinin kendilerine sirayet edecek manevi çıkarımının esiri olmakla olmamak arasındaki o küçük noktayı ıskalayan anne, bu hırslı yapısını manevi güzelliği bakımından "romantik" kocasına da aksettiriyor.
Bunlar köy/kent savaşımının Mutluluğumsu'ya yansıyan tarafıydı. Peki ama filmin tek derdi o mu? Hayır elbette! Bir evlatçık var ki filmde tek kelimeyle izlerken "dost" belliyor insan. Seviyor, ses etmiyor... Üzülüyor, ses etmiyor... İsyan edesi geliyor, ses etmiyor... Omuzlarında taşıyabileceğinden fazla yük olmasına rağmen, yüreğindeki sevgi herkese yetiyor. Verdiği sevginin onda birini göremiyor kimselerden. Yüreğinin tüm odalarını doldurduğu sevdiklerinin içinde bir yatacak yeri olmadığını öğrendiğinde, bir başına kaldığında ise kalmakta bir anlam göremiyor.
Elimizi uzatınca hep dokunacağımızı bildiğimiz, daha doğrusu sandığımız bazı şeylerin, değerini hep sonradan alıyoruz. Yüreğimizin sesini iyi dinlemediğimizden kaynaklanıyor bunlar. Hayatı şairler üzerinden değil de züppeler üzerinden imgelendirdiğimiz için biraz da. Ama an geliyor, anlıyoruz yüreğimizin derininden gelen seslerin ne dediğini, elimizi uzatıyoruz ama nafile...
Elimizi uzatmadan da dokunabildiğimiz şeyler değil midir mutluluğumsu?


















Konu: Selam
Öncelikle teşekkürler. Blogu beğenmene sevindim. Evet Ataköy Lisesindeydim ve uzun saçlı arkadaşım vardı. Cidden iyi hafıza varmış. Neredeyse ben bile unutacağım Ataköy Lisesinde okuduğumu. :)
En alttaki film de Vozvrashcheniye adında bir Rus filmi. İngilizce adı The Return. Tek kelimeyle muazzam bir filmdir. Tavsiye ederim. :)
Bağlantı »
Konu: Güzel blog
Selam, favori filmlerde en alttaki filmin adı ne, Rusça sanırım..bi de profiline bakınca tanıdım seni, Ataköy lisesindeydin , yanlış mıyım ??? ...yanında uzun saçlı bi çocuk vardı (arkadaşım hoşlanıyodu ondan, öyle hatırladım , yoksa pek hafızam yoktur.) neyse güzel yorumlar..Death Proof'tan benden nefret ettim, sırf Tarantino diye kötü bişi yazmaya utanıyolar ....
sedaakyay@hotmail.com
Bağlantı »