< Kısa Kısa... - Siyah Perde - Blogcu



Sinema


19/10/2007

Kısa Kısa...


Evening'i izleyeli neredeyse 3 hafta kadar oluyor. Sonunu getiremedim bile. İçim bayıldı desem yeridir. Bir daha anladım ki şu gramofon yılları benim içimi bayıyor. Filmi izlemeye büyük ümitlerle başlamıştım. Fried Green Tomatoes gibi bir film bekliyordum ne yalan söyleyeyim. Ama karşımda son derece durağan, kulağını tersten tutan, hiçbir espirisi olmayan, ayağı yere basmayan bir film buldum. Dediğim gibi sonunu getiremedim. Büyük ümitlerle bekliyordum halbuki. Daha izlenmesi gereken yüzlerce film olduğunun farkına geçenlerde vardığımdan beri, bir filmi yarıda bırakmama beyefendiliğini bir kenara bırakmaya karar verdim. İnsanın zamanı bu kadar kolay harcanmamalı.

 

4/10




In My Father's Den'in uzun süredir İngilizce altyazıyı ümitsizce HDD'min derinlerinde beklemesinin artık ümitsizliğe dönüşmesi ile bu akşam daha fazla dayanamayıp filmi izledik. Çok daha farklı beklediğim bir film, ilerledikçe inanılmaz bir hale büründü. Uzun süredir bu kadar güzel bir film izlememiştim. Gerek olay döngüsü, gerekse konunun ustaca ele alınması, Yeni Zelanda'dan çıkmış bir filmden beklenmeyecek bir kaliteyi gözler önüne seriyor. Kadrosunda Lord Of The Rings'teki kralın kızı ve Pride and Prejudice'teki Mr. Darcy gibi isimleri barındıran In My Father's Den hayatım boyunca unutamayacağım filmler arasına girdi. Ben de konuya hiç girmek istemiyorum. Film hakkında hiçbir şey bilmemek en iyisi.

 

10/10




Anita uzunca bir süredir kanserle mücadele etmektedir ve kaçınılmaz sonun yaklaştığının farkındadır. Bu yüzden iki hafta sonrası için ötenazi işlemlerini başlatırken tüm çocuklarını da bu son iki haftasında görmek için çağırır. Hayatın bambaşka yerlere savurduğu çocuklar aileyi yeniden bir araya getirirken, bir ayrılık birçok kavuşmaya mahâl verir bir hal alır.

 

Etkileyici bir film olduğunu daha film çekim aşamasındayken takip ettiğim yazılardan biliyordum. Uzun bir süredir de filmi bekliyordum. Dün sonunda filmi izleme fırsatı buldum. Ama bu kadar etkileyici, bu kadar harika bir film beklemiyordum. Resmen kolum kanadım düştü izlerken. Satır sayısının yüksekliği yüzünden bir türlü cesaret edip de çeviriye oturamadım. Ama bitti sonunda.

 

9/10



Sam New York'ta psikiyatristlik yapan bir adamıdır. Karısını bir dönem yeltendiği intihardan kurtaran Sam, bir gün psikiyatrist arkadaşının yerine bakarken, Henry adında bir hastayla karşılaşır. Henry'nin yaşadıkları Sam'in dünyası olurken, üstüste binen bilinmezlikler deryası Sam gibi izleyeni de içine çeken bir puzzle halini alır.

 

Stay hakkında daha önce sağdan soldan duyduklarım karşısında neyle karşılaşacağımı az çok biliyordum. Birçok bilinmezi arka arkaya koyup, finalde tüm taşları yerine oturturken izleyene "Oha!" tepkisini verdiren türden filmlerden biriydi Stay de. Üstüste ve bitmek bir yana daha da artarak biriken soru işaretleri filmden kopmakla sıkı sıkı yapışmak arasında beni götürüp getirdi. Haleti ruhiyeye bağlı olarak "bu ne biçim film!" deyip yarısında bırakma ihtimali olan bir film açıkçası. Ama merakıma dayanamayıp sonuna kadar izledim. Bu tip filmlerin şaşırtan yapısından ötürü çok daha fantastik ve içine Sam'le özdeşleşeceği, Sam'i tüm olayların birincil şahıslığına oturtacağı bir finale kendimi hazırladım. Çok güzel bir final olmasına karşın tam anlamıyla bana "oha!" dedirtmedi film. Buna karşın muazzam yönetmenliği, kamera geçişleri ve Evan McGregor'un kısa pantolonları dışındaki enfes oyunculukları ile izlenmesi gereken çok sağlam bir film Stay.

 

8/10

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Yorum yaz! :: Arkadaşına Gönder!

0 yorum yazılmıştır

« Önceki :: Sonraki »